Bir huzurevinde yaşlı bir kadının oğluymuş gibi

.

— Ayşe Hanım, Deniz’in oğlu olmadığını biliyordu. Bana defalarca söyledi.

Murat’ın avukatı atıldı:

— Hastaydı, demans vardı!

Lupita ona sert baktı:

— Kalbi hasta değildi.

Salonda sessizlik oldu.

Hemşire Meryem konuştu:

— Deniz, para almadan da geliyordu. Ona meyve keser, gazete okur, lale getirirdi. Kriz anlarında onu sadece o sakinleştirebiliyordu.

— Murat Bey? — diye sordu Deniz.

— İki kez aradı… sadece ziyaret olup olmadığını sormak için.

Murat patladı:

— Elimden gelen buydu!

Hakim masaya vurdu:

— Sessizlik!

Sonra benim sıram geldi.

Kürsüye çıktım, bacaklarım titriyordu. Anneme baktım. Bana küçük bir hareket yaptı; çocukken korktuğumda yaptığı gibi.

— Para karşılığı mı gittiniz? — dedi Deniz.

— Evet.

Salonda hava dondu.

— Neden?

— Annem hastaydı. Kiram, ilaçlarım vardı. Korktum. Zayıftım.

Sesim kırıldı ama devam ettim:

— İlk başta para için gittim. Ama Ayşe Hanım bana her gün gerçekten beklenmişim gibi baktı. Elimi tuttu. “Yedin mi?” dedi. “Dinlen” dedi. Ve ben… onun yalnız ölmesini istemedim.

Murat’a baktım:

— Siz annemi kaybetmediniz. Onu çok önce yalnız bıraktınız.

Murat gözlerini indirdi.

Deniz mektubu uzattı. Hakim uzun süre okudu. Sonra belgeler, kayıtlar, videolar incelendi.

Sonunda karar geldi:

— Mahkeme, sanığın başlangıçta yanıltıcı bir durum içinde bulunduğunu kabul eder. Ancak Ayşe Hanım’ın açık ve tekrar eden iradesi bulunduğu da sabittir.

Kalbim sıkıştı.

— Vasiyet geçerlidir.

Annem sessizce ağladı.

Ama hakim devam etti:

— Ayrıca Murat Demir’in annesine karşı ihmal ve terk iddiaları savcılığa iletilecektir.

Murat ayağa fırladı:

— O benim annemdi!

Ama sesi artık öfkeli değil, kırılmıştı.

— O zaman yaşarken yanında olmalıydınız — dedi hakim.

Murat sustu.

Duruşmadan sonra banka kasasına gittik. Anahtar döndüğünde sanki Ayşe Hanım tekrar elimi tutmuş gibi hissettim.

İçinde tahviller, para demetleri, eski bir fotoğraf vardı: genç Ayşe Hanım bir bebeği kucağında tutuyordu. Arkasında “Murat, beni anne yaptığı gün” yazıyordu.

Uzun süre baktım.

— Gerçekten sevmiş — dedim.

Deniz başını salladı:

— Ve belki de en çok bu yüzden acı çekmiş.

Zafer hissetmedim. Sadece hüzün vardı.

Vasiyeti yerine getirdim. Paranın yarısıyla huzurevindeki yaşlılar için yeni sandalyeler, battaniyeler, düzgün yemekler alındı. Bahçeye müzik getirildi, doğum günleri kutlanmaya başlandı.

Lupita Teyze yeni sandalyesinde otururken:

— Ayşe Hanım mutlu olurdu — dedi.

Diğer yarısıyla annemin borçlarını kapattım. İlaçlarını önceden aldım. Evini onardım. İlk kez uzun süre sonra korkmadan uyudum.

Ama her cumartesi huzurevine gitmeye devam ettim.

Artık kimse için rol yapmıyordum.

Sadece gidiyordum.

Bir gün lale götürüp Ayşe Hanım’ın oturduğu yere bıraktım.

Lupita Teyze sordu:

— Hâlâ özlüyor musun?

— Evet.

— O zaman gerçekti.

Sandalyeye oturdum.

— Bana bir şey öğretti — dedim.

— Ne?

— Aile bazen kan değil… giden herkesin elini bıraktığında bile kalabilen kişidir.

Lupita Teyze gülümsedi.

Ve o gün anladım:

Ayşe Hanım bana miras bırakmadı.

Sadece kalan tek şeyi gördü.

Kalmak.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Reklamlar