Bir huzurevinde yaşlı bir kadının oğluymuş gibi



Elimi tuttu.

— Oğlum, parası olmayanın en azından gerçeği olmalı.

Ertesi gün tekrar huzurevine gittim. Bahçede, mor hırkalı Lupita Teyze örgü örüyordu.

— Geleceğini biliyordum — dedi.

Yanına oturdum.

— Murat beni kandırdığımı söylüyor.

Örgüsünü bıraktı.

— Ayşe Hanım son günlerinde sizden bahsetti. “O benim Murat’ım değil ama kalmayı seçen çocuk” dedi.

Boğazım düğümlendi.

— Bunu mahkemede söyler misiniz?

— Gerekirse televizyonda bile.

Müdüre bana ziyaret kayıtlarını verdi. Tarihler, imzalar… benimki, aileden daha fazlaydı.

Bir hemşire, Meryem, bana çiçek fişleri, Ayşe Hanım’ın dikte ettiği notlar ve onun bana gülümseyerek baktığı bir video verdi.

O gece kamu avukatı Deniz Kara ile görüştüm. Mutfağındaki masada dosyaları inceliyordu.

— Bu dava kazanılabilir — dedi — ama önce seni mahvederler.

— Biliyorum.

— Seni “yerine geçmeye çalışan evlat” diye sunacaklar.

Anahtara baktım.

— Ben kimsenin yerini almak istemedim. Sadece onu yalnız bırakmak istemedim.

Ertesi gün Murat’ın avukatından e-posta geldi:

“Şimdi çekil. Yoksa sahip olduklarını da, olabileceklerini de kaybedersin.”

İki kez okudum.

Sonra Ayşe Hanım’ın sözlerini hatırladım:

“Sen o değilsin ama kaldın.”

Bilgisayarı kapattım.

Ve her şeyin daha kötü olamayacağını düşündüğüm anda, Deniz aradı. Sesi gergindi.

— Deniz… belgelerde bir şey bulduk. Ve Murat bunu duyarsa çıldıracak.

BÖLÜM 3

Dava, İstanbul’un eski adliyelerinden birinde görüldü. Tavan vantilatörleri yavaş dönüyor, duvarlar solgun krem rengine boyanmıştı. Üzerimde tek düzgün gömleğim vardı. Annem ısrarla benimle gelmişti, yavaş yürüyordu ama yine de yanımdaydı.

Karşı tarafta Murat Demir, kusursuz takım elbisesi ve kendinden emin avukatıyla oturuyordu. Bana baktığında hafifçe gülümsedi; içinde sıcaklık olmayan bir gülümseme.

— Sakin ol — dedi avukatım Deniz Kara — Sadece gerçeği söyle.

Hakim duruşmayı başlattı.

Murat’ın avukatı ilk konuştu:

— Sayın hâkim, burada acı bir durumla karşı karşıyayız. Hasta ve savunmasız bir kadın, para karşılığı annesinin yerine geçen bir yabancı tarafından manipüle edilmiştir. Bu kişi sevgi için değil, para için oradaydı.

Her kelime üzerime taş gibi düştü.

Sonra bana baktı.

— Deniz Yılmaz, yalan söylemiş, para almış ve kendisine ait olmayan bir mirasa göz dikmiştir.

Salondaki bakışlar üzerime kilitlendi.

Deniz ayağa kalktı:

— Müvekkilim para aldığını reddetmiyor. Ama asıl önemli olan, bu düzeni kimin kurduğu, Ayşe Hanım’ı kimin yalnız bıraktığı ve bir kez bile gidebilecekken gitmeyip, yerine başkasını gönderen kişinin kim olduğudur.

İlk tanık Murat’tı.

Kürsüye çıktı, ciddi ve üzgün görünüyordu.

— Annemi seviyordum — dedi — Ama hastalığı çok ağırdı. Onu o halde görmek beni yıktı.

Deniz dosyayı açtı.

— Murat Bey, müvekkilimi annenizin yerine geçmesi için siz mi tuttunuz?

— Bu zor bir karardı…

— Evet ya da hayır?

— Evet.

— Ayda on bin lira ödediniz mi?

— Evet.

— Peki bunu yapmadan önce annenizi en son ne zaman ziyaret ettiniz?

Murat gözlerini kaçırdı.

Sessizlik uzadı.

— Hatırlamıyorum.

Deniz bir belge daha çıkardı.

— Huzurevi kayıtlarına göre son ziyaretiniz ölümünden on bir ay önce. On bir ay. Bu hafızanızı tazeliyor mu?

Murat dişlerini sıktı.

— Ben masraflarını karşıladım.

— Soru bu değil. Soru şu: gittiniz mi?

Cevap yoktu.

Sonra Deniz mesajları okudu: “Hafta içi gitme, bağlanma, bu sadece iş” ve “O, sen gidince unutuyor zaten”.

Murat sandalyeye gömüldü.

Sonra sıra Lupita Teyze’ye geldi. Mor hırkasıyla kürsüye çıktı
Reklamlar