Her gün bir kadın 60 kilo et satın alıyordu

Polisler metal kapıyı zorlayarak açtı. İçeriden yayılan ağır ve nemli koku neredeyse nefes almayı imkânsız hale getiriyordu. Karanlığın içinde birkaç adım ilerleyip fenerlerini içeri tuttuklarında, karşılarında gördükleri şey yüzünden hiçbiri tek kelime edemedi.

Büyük odanın ortasında, duvarları paslanmış demir kafeslerle çevrili uzun bir bölüm vardı. Fakat kafeslerin içinde ne hayvan ne de insan vardı. Yerde onlarca boş mama kabı, eski battaniyeler ve su kapları duruyordu. Duvarın bir köşesinde ise birbirine sokulmuş, korkudan titreyen küçük yavru köpekler vardı. Sayıları o kadar fazlaydı ki polislerden biri şaşkınlıkla geri çekildi.

Nermin başını öne eğdi.

“Onları bırakmayın,” diye fısıldadı. “Ne olur... Onları burada bırakmayın.”

Polislerden Murat, kadının yanına çömeldi. “Bize ne olduğunu anlat. Bu kadar eti neden aldığını, buraya neden getirdiğini bilmemiz gerekiyor.”

Nermin uzun süre cevap vermedi. Sonunda gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı..
“Çünkü başka kimse onları doyurmuyordu.”

O anda odanın arkasından ince bir havlama sesi geldi. Polisler fenerlerini o tarafa çevirdiklerinde, tahtaların arkasında daha büyük bir alan olduğunu fark ettiler. Kapıyı açtıklarında ise karşılarına onlarca  köpek çıktı. Kimi yaralıydı, kimi çok zayıftı, kimi de korkudan insanlara yaklaşamıyordu.

Murat şaşkınlıkla etrafa baktı. “Bunların hepsi burada mı yaşıyor?”

Nermin başını salladı.

“Hayır. Hepsi benim değil. Sokaklardan topluyorum. Kimi araba çarpmış, kimi açlıktan ölmek üzereydi. Kimi de insanlar tarafından dövülmüş. Onları başka götürecek yerim yoktu.”

Kasap Selçuk da polislerin arkasından içeri girmişti. Kadının günlerdir aldığı altmış kilolarca et gözünün önünden geçiyordu. Bir anda her şey anlam kazanmaya başladı.

“Peki neden bize oğlunuzun geleceğini söylediniz?” diye sordu.

Nermin'in yüzündeki ifade değişti. Bir süre tavana baktı.

“Çünkü oğlum gerçekten buraya gelirdi.”

Odadaki herkes sustu.

“Yıllar önce öldü,” dedi Nermin. “Ama öldüğü güne kadar hayvanları çok severdi. Bu binayı da o kullanırdı. Yaralı hayvanları buraya getirir, iyileştirir, sonra köyden birilerine sahiplendirirdi. Ölümünden sonra burası boş kaldı. Ben de yıllarca onun bıraktığı şeyi devam ettirmeye çalıştım.”

Nermin'in sesi titriyordu.

“İnsanlara oğlumun ziyarete geldiğini söylememin sebebi utanmam değildi. Onun hâlâ benimle olduğunu hissetmek istiyordum. Her gün buraya geldiğimde sanki kapıdan çıkıp, ‘Anne, bugün kaç tanesini kurtardın?’ diye soracakmış gibi oluyordu.”

Murat başını eğdi. Bir süre önce şüpheyle baktığı yaşlı kadının aslında yıllardır tek başına büyük bir yük taşıdığını şimdi anlıyordu.

Fakat odanın köşesinde bulunan kan izleri hâlâ açıklanmamıştı. devamı diğer sayfada

Reklamlar