EŞİM, YENİ DOĞAN OĞLUMUZUN DOWN SENDROMU OLDUĞUNU ÖĞRENİNCE BİZİ TERK ETTİ

“EŞİM, YENİ DOĞAN OĞLUMUZUN DOWN SENDROMU OLDUĞUNU ÖĞRENİNCE BİZİ TERK ETTİ — YILLARCA ONDAN NEFRET ETTİM, TA Kİ OĞLUMUZUN 18. YAŞ GÜNÜNDE GERÇEĞİ ÖĞRENENE KADAR…”

Eşim yeni doğan oğlumuza bakamıyordu.

Doktorun “Down sendromu” büyümesini söylemesinin ardından gözünü yere dikti.

“BEN bunu yapamam.”

Şokta olduğunu düşünüyordum.

Ona, birlikte bunun geleceğimizi, her şeyi gün gün aşacağımızı söyledim.

Ama o sadece başını sallamaya devam etti.

İKİ gün sonra boşanma davası açıldı, annelik haklarından vazgeçti, bir çanta hazırladı ve çekip gitti.

Otuz yaşındaydım. Üç günlük bebeğimin kucağındayken evin ortasında öylece kalmıştı, bir insanın kendi çocuğu kırk sekiz saat içinde nasıl terk edebildiğini görebiliyordum.

O hafta hastanenin hediyelik ürün bölümünden bir Anneler Günü kartı satın alındı.

Kart tam bir yıl boyunca aynı çekmecede kaldı. Bir türlü postaya yazayım.

Oğlumun haftada iki kez konuşma terapisine gitmesi gerektiği yıl arabamı sattım.

Bazı geceler uyuduktan sonra ağlıyor, iyi bir baba olmaya yetip henüz olmadığından korkmadım.

Ama çocuklarının hiçbirini izlemedik. Onun bakış açısına göre ben, en iyi babaydım.

KOMŞUMUZ Nermin Hanım doktor randevusuna, okul gösterisine ve oğlumuzun kazandığı küçük başarıyla birlikte geldi.

Ona kendi torunuymuş gibi sevgi gösterdi.

Dün çocuğu sekiz yaşına girdi.

Büyük bir kutlama yapılmadı. Sadece Üç kişiydik.

Ev yapımı yemek, bir makarna ve makarnanın üzerine sığdırmaya gücümüzün ihtiyacından fazla anne vardı.

Mumları üfledi.

Sonra cebinden eski, sararmış küçük bir MEKTUP çıkardı.

Gülerek, “Oğlum… Bugün senin doğum günün,” dedi.

“Biliyorum, baba.”

Nermin Hanım'a baktı.

“Bugün vermenin doğru gün olduğunu söyledi.”

Ona baktım. Gülümsemiyordu. Elindeki çay fincanı tabağın üzerinde titriyordu.

Zarfın üzerinde yazan tarih tam sekiz yıl öncesine aitti.

El sıkışma ise eşimindi.

Nermin Hanım'ın gözü sildi.

“Orhan… annenizi ikinizi de sevmediği için gitmedi.”

“Bana, bu mektubu oğlunun sekiz yaşına gelene kadar sana veremeyeceğine dair söz verdi.”

Mektubu işlemlerinin anda parmaklarımın titre ettiği görülüyordu.

Zarfı birkaç saniye boyunca açamadım. Sekiz yıl boyunca bende taşıdığım öfke, sanki o küçücük kâğıdın üzerinde toplanmıştı. Bir yanım gerçeği öğrenmek istiyor, diğer yanım ise mektup hiç açılmadan çöpe atmayı planlıyor.

Nermin Hanım, “Aç artık” dedi.

Oğlum karşımdaki sandalyede oturuyordu. Gözlerinde merak vardı ama korku yoktu.

“Baba, ne yazdığını ben de bilmiyorum” dedi. “Sadece bugün sana vermem gerektiğini biliyorum.”

Zarfın kuralları. DEVAMİ DİĞER SAYFADA
Reklamlar