EŞİM, YENİ DOĞAN OĞLUMUZUN DOWN SENDROMU OLDUĞUNU ÖĞRENİNCE BİZİ TERK ETTİ





İçinden birkaç sayfalık bir mektup çıktı.

İlk satırı okuduğum anda nefesim kesildi.

“Sevgili Orhan…”

Eşimin yazısıydı.

Ellerim titreyerek okumaya devam ettim.

“Bunu sana anlatmak için çok geç kaldığımı biliyorum. Belki beni hiçbir zaman affetmeyeceksin. Belki oğlumuz da bir gün beni affetmeyecek. Ama eğer bu mektup eline geçtiyse, artık saklanacak hiçbir şey kalmamış demektir.”

Gözlerimi kapattım.

Oğlum sessizce bana bakıyordu.

Devam ettim.

“Doktor Down sendromu dediği gün sana söyleyemediğim başka bir şey vardı.”

Kalbim hızla çarpmaya başladı.

“Doğumdan birkaç hafta önce yapılan bazı testlerde ciddi bir problem çıkmıştı. Doktorlar beni tekrar tekrar kontrole çağırdı. Sonuçlar kesin değildi ama doğum sırasında büyük bir risk olabileceğini söylediler. Sana söylemek istedim. Her defasında vazgeçtim çünkü seni korkutmaktan çekindim.”

Bir an durdum.

Nermin Hanım başını öne eğmişti.

Mektupta şöyle yazıyordu:

“Doğumdan sonra oğlumuzu kucağıma aldığımda korktuğum şey Down sendromu değildi. Asıl korktuğum, onun doğumdan sonra yaşayacağı sağlık sorunlarıydı. Doktor bana bazı tetkiklerin acilen yapılması gerektiğini söyledi. Aynı gün hastanede çalışan bir görevli yanıma gelip sana güvenmemem gerektiğini söyledi.”

Kaşlarımı çattım.

Kimden söz ettiğini anlamaya çalışıyordum.

“Bana, senin bu durumu kabul etmeyeceğini ve kısa süre içinde çocuğu kurum bakımına vermeyi düşündüğünü söyledi. Sana inanmadım. Ama sonra başka bir şey öğrendim.”

Mektubu tutan ellerim daha da titremeye başladı.

“Senin o gün hastanede doktorla yaptığın konuşmayı yanlış duymuşum.”

Boğazım düğümlendi.

Ben o günü hatırlıyordum.

Doktor bana, oğlumuzun ihtiyaçları olacağını, bazı kontrollerden geçmesi gerektiğini söylemişti. Ben de “Ne gerekiyorsa yapacağım,” demiştim.

Meğer eşim koridorun diğer tarafından yalnızca konuşmanın son kısmını duymuştu.

“Ne gerekiyorsa yapacağım.”

Ama kimin için söylediğimi duymamıştı.

Mektupta devam ediyordu:

“Orhan, senin oğlumuzu istemediğini düşündüm. Bunu duyduğum anda bütün dünyam başıma yıkıldı. Çünkü senin de korktuğunu sanmıştım. Oysa seni oğlumuzdan uzaklaştıracaklarını düşündüm.”

Başımı kaldırıp Nermin Hanım’a baktım.

“Peki neden bana sormadı?”

Nermin Hanım gözyaşlarını sildi.

“Çünkü o gün çok korkmuştu.”

Mektuba döndüm.

“Ertesi gün seni aramak istedim. Ama hastaneden ayrılmadan önce beni bir kadın aradı. Bana, eğer oğlumuzu gerçekten korumak istiyorsam bir süre ortadan kaybolmam gerektiğini söyledi. Senin ailenin çocuğu kabul etmeyeceğini, senin de baskı altında kalacağını iddia etti.”

Sinirle ayağa kalktım.

“Kimdi bu kadın?”

Nermin Hanım cevap vermedi.

Mektubu okumaya devam ettim.

“Ben sana zarar vermek istemedim. Oğlumuzu da terk etmek istemedim. Sadece onun benden alınacağından korktum. Sana güvenemediğim için değil, o gün duyduğum yalanlara inandığım için gittim.”

O an yıllardır içimde taşıdığım bütün öfkenin yönü değişti.

Eşim bizi seviyordu.

Ama korkmuştu.
Reklamlar