Ben ise hiçbirine cevap vermedim.
Aylar sonra mahkeme günü geldi.
Ahmet salona özgüvenli bir şekilde girdi. Yanında pahalı takım elbiseli avukatı vardı. Bana bakarken yüzünde küçümseyen bir ifade vardı.
Duruşmanın ortasında avukatım söz istedi ve şirket belgelerini sundu.
Ahmet’in yüzündeki ifade bir anda değişti.
Meğer şirketin büyümesinde benim yıllar önce verdiğim sermaye ve fikri katkılarım resmi kayıtlarda hâlâ duruyormuş. Üstelik Ahmet, şirketin bazı hisselerini tek başına kendisine geçirmek için hazırladığı belgelerde benim imzamı taklit etmeye bile kalkmıştı.
Daha da kötüsü, bu belgelerin tarihi boşanma davasından çok öncesine dayanıyordu.
Ahmet’in yüzü bembeyaz oldu.
“Bu bir yanlış anlaşılma,” dedi.
Ben ilk kez ona doğrudan baktım.
“Hayır Ahmet. Yanlış anlaşılma değil. Sen yıllarca beni sadece sana erkek çocuk verecek bir kadın olarak gördün. Şimdi ise karşında kendi ayakları üzerinde duran bir kadın var.”
Mahkeme sonunda hem maddi haklarımın büyük kısmını korudu hem de kızlarımızın velayetini bana verdi.
Fakat Ahmet’in asıl kaybı para değildi.
Birkaç ay sonra şirket tamamen benim yönetimime geçti. Ben çalışmaya devam ederken Elif ve Mina da okullarında başarılarıyla parlamaya başladı.
Bir akşam kapım çaldı.