87 yaşındaki yaşlı kadına bakmam için işe alındığım ilk gün

Çünkü içeri giren kişi Murat Bey değildi.

Ekrandaki kadın önce kapının eşiğinde durdu. Odanın karanlığı yüzünü tam göstermiyordu ama yürüyüşünü tanıdım. Sabahları mutfakta çiçekleri vazoya yerleştirirken gördüğüm o sakin, zarif yürüyüş… Nermin Hanım’ın gelini Selin’di.

Telefonu elimde tutan parmaklarım uyuştu.

Selin, odanın içinde ses çıkarmadan ilerledi. Üzerinde açık renkli bir sabahlık vardı. Saçları düzgünce toplanmıştı. Gecenin ikisinde bile sanki biri onu fotoğraflayacakmış gibi kusursuz görünüyordu. Yatağın yanına geldi, eğildi ve Nermin Hanım’ın omzuna dokundu.

Nermin Hanım irkilerek uyandı.

İlk anda yüzünde sadece şaşkınlık vardı. Sonra Selin’in kim olduğunu görünce o şaşkınlık korkuya dönüştü. Kadıncağız iki eliyle yorganı tuttu, kendini biraz geri çekmeye çalıştı.

Ses kaydı çok net değildi ama Selin’in fısıltısı duyuluyordu.

“Yine mi konuştun?”

Nermin Hanım başını iki yana salladı. Dudakları titriyordu. “Hayır,” dediğini okuyabildim. “Hayır kızım, yemin ederim…”

Selin bir anda onun bileğini yakaladı. O incecik bileği öyle sert tuttu ki, ben ekrana bakarken kendi bileğim sızladı. Nermin Hanım acıyla yüzünü buruşturdu ama bağırmadı. Bağıramadı. Sanki bağırmanın daha kötü sonuç getireceğini çoktan öğrenmişti.

Selin eğilip kulağına bir şey söyledi.

Bu kez ses biraz daha net geldi.

“Eğer o hemşireye tek kelime edersen, Murat seni huzurevine gönderir. Beni değil, seni suçlarlar. Bunu biliyorsun.”

O an midem bulandı.

Demek Murat’ın sertliği gerçekti ama tek gerçek o değildi. O evin içinde herkesin gördüğü bir kaba adam vardı, bir de kimsenin görmediği bir yılan.

Kayıt devam ediyordu. Selin, Nermin Hanım’ın kolunu bıraktıktan sonra kadının omzunu ittirdi. Çok büyük bir hareket değildi. Dışarıdan baksan “ne var bunda” denilecek kadar küçük. Ama yaşlı, kırılgan, korkmuş bir insan için o küçük hareket bile yere yıkılmak kadar ağırdı. Nermin Hanım’ın sırtı yatağın başlığına çarptı. Selin hemen geri çekildi, yüzünü düzeltti, sabahlığının kuşağını bağladı.

Sonra kameranın bulunduğu fotoğraf çerçevesine doğru döndü.

Ben nefesimi tuttum.

Bir an sanki doğrudan bana bakıyordu. Sonra ışığı kapatıp odadan çıktı.

Kaydı daha fazla izleyemedim. Telefonu lavabonun kenarına koydum, iki elimle yüzümü kapattım. İçimden tek bir cümle geçiyordu: “Ben bunu nasıl anlatacağım?”

Çünkü bu evde para vardı, avukat vardı, itibar vardı. Benimse bir hemşire çantam, kirada oturduğum küçük bir evim ve okula giden bir kızım vardı. İnsan adalet isterken bile önce cebindeki paraya bakmak zorunda kalıyorsa, dünyanın ayarı zaten bozulmuş demektir.

Tam o sırada banyonun kapısı çalındı.

“Derya?”

Selin’in sesiydi.

Telefonu hemen cebime koydum. Aynada kendime baktım. Yüzüm bembeyazdı. Gözlerim kızarmıştı. Sanki az önce ağladığım yüz metre öteden anlaşılırdı. Musluğu açtım, ellerimi ıslattım, sonra kapıyı araladım.

Selin kapının önünde gülümsüyordu.

“İyi misin?” dedi. “Biraz solgun görünüyorsun.”

O gülümseme dün bana merhamet gibi görünmüştü. Nermin Hanım’ın battaniyesini düzeltirken, doktorla konuşurken, Murat’a “annenle daha nazik ol” derken bu kadının iyi olduğuna inanmıştım. Meğer bazı insanlar iyiliği yüzlerine makyaj gibi sürüyormuş.

“İyiyim,” dedim. Sesim çatladı.

Selin başını hafifçe yana eğdi. “Telefonunla bir şey mi izliyordun?”

O an kalbim duracak sandım.

“Hayır,” dedim. “Kızım mesaj atmış.”

Gülümsemesi bir santim bile oynamadı ama gözleri değişti. Küçük, soğuk bir parıltı geçti içinden.

“Ne güzel,” dedi. “Kız çocukları annelerine çok düşkün olur. İnsan onları korumak için her şeyi yapar, değil mi?”

Bunu söylerken sesinde tehdit yoktu. İşte en korkunç tarafı buydu. Tatlı konuşuyordu. Kibar konuşuyordu. Bıçak da zaten parlak olunca daha temiz görünür.

“Ben Nermin Hanım’ın ilaçlarını hazırlayayım,” dedim.

Yanından geçmek istedim ama bir adım atıp yolumu kapattı.

“Derya,” dedi. “Bu evde herkesin sınırını bilmesi önemli. Murat biraz serttir, kabul. Ama annesine zarar verecek biri değildir. Bazen yaşlı insanlar kafalarında hikâyeler kurar. Hemşireler de bazen kendilerini kahraman sanır.”

Yutkundum. “Ben sadece işimi yapıyorum.”

“Umarım öyledir.”

O an yukarıdan Nermin Hanım’ın zayıf sesi geldi.

“Derya kızım…”

Selin’in yüzündeki ifade bir anlığına düştü. Sadece bir an. Sonra tekrar toparlandı. “Bak,” dedi, “seni çağırıyor. Git, görevini yap.”

Yanından geçip merdivenlere çıktım. Her basamakta cebimdeki telefonun ağırlığını hissediyordum. Sanki orada bir cihaz değil, bütün evin karanlığı duruyordu.

Nermin Hanım’ın odasına girdiğimde gözleri kapıya kilitlenmişti. Beni görünce rahatladı ama yüzündeki korku gitmedi.

“Gördün mü?” diye fısıldadı.

Bacaklarımın gücü kesildi. Demek biliyordu. Demek kamerayı fark etmişti. Demek susuyordu ama olan biteni anlamayacak kadar zayıf değildi.

Yatağın yanına oturdum. Elini tuttum. “Gördüm,” dedim.

Gözlerinden iki damla yaş süzüldü. “Ben onu başta çok sevdim,” dedi. “Murat yalnız kalmasın diye dua etmiştim. Selin geldiğinde evime yeniden kadın eli değdi sandım. Perde seçti, çiçek dikti, bana krem sürdü. Sonra yavaş yavaş…”

Sustu.
Reklamlar