87 yaşındaki yaşlı kadına bakmam için işe alındığım ilk gün

87 yaşındaki yaşlı kadına bakmam için işe alındığım ilk gün kollarındaki morlukları görünce içim buz kesti 🥶⚠️ herkes “yaşlılık, düşüyor” diyordu… ama gece odasına gizlice yerleştirdiğim küçük kamera ertesi sabah bana öyle bir görüntü gösterdi ki, kaydı sonuna kadar izleyemedim 😱
İlk morluğu gördüğümde elim havada kaldı.
Sabah banyosu için Nermin Hanım’ın hırkasını çıkarmasına yardım ediyordum. İncecik kolu avucumun içinde neredeyse kuş kemiği gibiydi. Ama bileğinin etrafındaki koyu mor iz, yaşlı bir kadının yanlışlıkla bir yere çarpması gibi değildi.
Parmak izi gibiydi.
“Bunu nasıl yaptınız?” diye sordum, sesimi olabildiğince yumuşak tutarak.
Nermin Hanım gözlerini kaçırdı. Aynadaki yansımasına baktı, sonra da sanki fayanslarda dünyanın en önemli sırrı yazıyormuş gibi başını eğdi.
“Ben sakarım kızım,” dedi. “Seksen yedi yaş kolay değil.”
Kapının dışında oğlu Murat Bey’in sesi duyuldu.
“İlaç saatini kaçırmayın. Annem bazen abartır. Her şeye alınır.”
İnsan kendi annesinden böyle bahsedince odanın sıcaklığı bile düşüyor. Tabii insanlık bunu da başarmış, tebrikler bize.
Murat Bey zengin, düzgün giyimli, saatine bakan, her cümlesini emir gibi kuran bir adamdı. Beni ilk gördüğünde adımı bile sormadan, “Öncekiler gibi duygusal davranmayın. Annemin bakıma ihtiyacı var, sohbet arkadaşına değil,” demişti.
Ama Nermin Hanım sohbet istemiyordu.
Korkmamaya çalışıyordu.
İlk gün öğleden sonra çay fincanı elinden kayıp halıya dökülünce Murat Bey salona öyle bir girdi ki, kadıncağız daha özür bile dileyemeden titremeye başladı.
“Anne, yine mi?” dedi dişlerinin arasından. “Bir fincanı tutmak bu kadar mı zor?”
Ben hemen diz çöküp halıyı temizledim. Nermin Hanım parmaklarını omzuma hafifçe dokundurdu. O dokunuşta teşekkürden çok başka bir şey vardı.
Yardım isteyip de ses çıkaramayan insanların sessizliği.
İkinci gün yeni morluklar gördüm. Omzunda, sırtında, bileklerinde. Her biri başka renkteydi. Bazıları eski, bazıları tazeydi. Ona yine sordum.
Bu kez gözleri doldu.
“Bazı evlerde kapılar dışarıya değil, insanın içine kapanır,” dedi fısıltıyla.
Tam o anda Murat Bey içeri girdi. Nermin Hanım hemen sustu.
O gece eve giderken aklım orada kaldı. Kızım uyurken yüzüne baktım ve kendime aynı soruyu sordum: “Ya o kadın benim annem olsaydı?”
Ertesi sabah küçük bir kamera aldım. Nermin Hanım uyurken, yatağını ve kapıyı gören eski bir aile fotoğrafının arkasına yerleştirdim. Bunu yapmak doğru muydu bilmiyordum. Ama hiçbir şey yapmamak daha yanlış geliyordu.
Ertesi gün erkenden gelip hafıza kartını aldım. Alt kattaki küçük banyoya kapandım. Ellerim titreyerek kaydı açtım.
Saat 02.13’te odanın kapısı yavaşça açıldı.
Ekrana yaklaşınca nefesim kesildi.
Çünkü içeri giren kişi Murat Bey değildi.
Bölüm 2...
Hikaye henüz bitmedi! devamı yorumda
Reklamlar