Şaşkınlığım daha da arttı.
“Neden ben?”
Avukat gülümsedi.
“Çünkü size her zaman güvenirdi. Bana sürekli, ‘Aysel insanlara yardım etmeyi benden daha iyi bilir.’ derdi.”
Ertesi hafta bankadaki kasayı açmaya gittim.
Kasadan büyük bir servet çıkmadı.
Onun yerine onlarca defter vardı.
Her biri farklı yıllarda tutulmuş günlüklerdi.
İlk defteri açtığımda ilk sayfada şu cümle yazıyordu:
“Bugün Aysel Ankara’ya gitti. Umarım bir gün geri döner.”
Son defterde ise şunlar vardı:
“Doktor bana altı ay ömür biçti. Korkmuyorum. Çünkü belki de sonunda Aysel’i tekrar görebileceğim.”
Saatlerce o günlükleri okudum.
Her doğum günümde benim için yazdığı satırlar vardı.
Gazetelerde adımı aramış.
Hemşire olduğumu öğrenince gurur duymuş.
Evlenmediğimi duyduğu gün ise sayfaya sadece tek bir cümle yazmıştı:
“Belki kader bize hâlâ borcunu ödememiştir.”
Aylar sonra vakıf resmen faaliyete geçti.
İlk hastamız, emekli maaşıyla ilaçlarını alamayan yaşlı bir adamdı.
Ona yardım ederken Kemal’in neden bunu istediğini sonunda anladım.
Sevgi sadece birlikte yaşamak değildi.
Bazen senden sonra bile başkalarının hayatına dokunmaya devam etmekti.
Her sabah vakfın girişindeki bronz plakete bakıyordum.
Üzerinde sadece şu yazıyordu:
“Kemal Yılmaz Umut Vakfı. İnsan ömrü sınırlıdır, ama iyilik sonsuza kadar yaşar.”
Bir gün genç bir hemşire yanıma gelip neden her sabah o tabelenin önünde birkaç dakika sessizce durduğumu sordu.