73 yaşında, ölmek üzere olan lise aşkımla evlendim çünkü bu onun son isteğiydi. Ama cenazesinden bir gün sonra kapımı çalan avukatın söylediği sözler kanımı dondurdu: “Tam da onun planladığı gibi oldu…”
Kutunun kapağını açarken ellerim öyle titriyordu ki ahşap kutu neredeyse yere düşecekti. Avukat sessizce beni izliyor, tek kelime etmiyordu. İçinde eski bir zarf, sararmış birkaç fotoğraf, küçük bir anahtar ve kırmızı bir kadife kese vardı. Kesenin içinden altın bir yüzük çıktı. Aynı yüzüğü yıllar önce Kemal bana vermek istemişti ama kabul etmemiştim. Onu görünce gözlerim doldu.
“Bu da ne?” diye fısıldadım.
Avukat derin bir nefes aldı.
“Sayın Aysel Hanım, Kemal Bey bana her şeyi yıllar önce anlattı. Size bunu ancak cenazeden sonra vermemi özellikle istedi.”
Zarfı açtım. İçinden Kemal’in el yazısıyla yazılmış uzun bir mektup çıktı.
“Sevgili Aysel… Eğer bu satırları okuyorsan artık yanında değilim. Öncelikle senden özür diliyorum. Avukatın söylediği ‘tuzak’ kelimesine kızacağını biliyorum. Ama seni kandırmak istemedim. Seni yeniden görebilmek için kaderin bana son bir şans vermesini bekledim.”
Mektubu okumaya devam ettim.
“Yıllar önce ayrıldığımız gün sana kızgın değildim. Aslında en çok kendime kızıyordum. Gururum yüzünden seni durduramadım. Sonra seni aramaya çalıştım. Eski adresine mektuplar gönderdim. Ama hiçbirine cevap gelmedi.”
Şaşkınlıkla avukata baktım.
“Ben hiçbir mektup almadım.”
Avukat başını salladı.
“Kemal Bey de bunu yıllar sonra öğrendi. Taşındığınız için mektuplar size hiç ulaşmamış.”
İçimde yıllardır taş gibi duran pişmanlık daha da ağırlaştı.
Mektupta devam ediyordu.
“Hiç evlenmedim. Çünkü kalbimde senden başkasına yer olmadı. Hayatım boyunca çalıştım, birikim yaptım. Ama servetimi bırakacak kimsem olmadığını fark ettiğimde tek bir isteğim vardı: Seni son kez görmek.”
Gözyaşlarım satırların üzerine damlıyordu.
Sonraki sayfada beni asıl şaşırtan cümle yazıyordu.
“Hastaneye yatırılmadan önce özellikle senin çalıştığın hastaneyi seçtim. Eski arkadaşlarımdan seni öğrendim. Evet… Avukatın bahsettiği tuzak buydu. Seni kandırmak için değil, kaderin bizi yeniden bulmasına yardım etmek için.”
İşte avukatın neden öyle söylediğini şimdi anlamıştım.
Kemal hastalığını öğrendiğinde beni aramış, çalıştığım hastaneyi bulmuş ve tedavisini özellikle oraya aldırmıştı.
Devamını okurken boğazım düğümlendi.
“Beni affetmeni istiyorum. Sana acıdığın için benimle evlenmeni değil, kalbinin hâlâ bana bir parça ait olup olmadığını öğrenmek istedim. Nikâh masasında gözlerinin içine baktığımda cevabı aldım. O yüzden huzur içinde gidiyorum.”
Mektubun son sayfasına geçtiğimde kırmızı kesenin ne olduğunu anladım.
“Anahtarın ait olduğu kasada sana bıraktığım başka bir emanet var. Umarım onu kabul edersin.”
Avukat cebinden bir dosya çıkardı.
“Kemal Bey bütün mal varlığını size bırakmadı.”
Şaşırarak ona baktım.
“Peki kime bıraktı?”
“Geleceğe.”
Dosyanın içinde noter belgeleri vardı.
Kemal yıllar boyunca biriktirdiği para ile, yaşlı ve kimsesiz insanların ücretsiz tedavi görebileceği küçük bir vakıf kurmuştu. Vakfın yönetimini ise bana bırakmıştı devamı sonrki sayfda….