Lisede tanışmıştık. O benim ilk aşkımdı.


Kalbim hızla çarpmaya başladı.

Başka bir sayfa çevirdim.

Orada bir ödeme dekontu vardı. Büyük bir fizik tedavi merkezine yapılmış ödemeler.

Ödemeyi yapan kişi…

Annemdi.

Başımı kaldırdım.

“Bu ne demek?” diye sordum.

Annem derin bir nefes aldı.

“Onu buldum,” dedi. “Yıllar önce. Gizlice. Ona yardım etmek istedim. Tedavisini karşılayacaktım.”

Kocama baktı.

“Ama o reddetti.”

Şaşkınlıkla kocama döndüm.

“Niye?”

Gözleri dolmuştu.

“Çünkü…” dedi sessizce. “Eğer yürüyebileceğim ortaya çıkarsa, senin hayatını geri almak isteyeceklerini düşündüm.”

Boğazı düğümlendi.

“Sen beni sevdiğin için benimle kaldın. Ama ailenden her şeyini kaybettin. Eğer iyileşme ihtimali olduğunu bilirlerse seni geri almaya çalışacaklardı. Seni tekrar onların dünyasına çekmek isteyeceklerdi.”

Annem sinirle başını salladı.

“Bu saçmalık!” dedi.

Ama kocam devam etti.

“Benim yüzümden hayatından vazgeçtiğini düşünmeni istemedim. Sen benimle kalmayı özgürce seçtin. Ben de o seçimin gerçek olduğundan emin olmak istedim.”

Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı.

On beş yıl.

On beş yıl boyunca taşıdığı bu yükü düşündüm.

Sonra kağıtları yavaşça masaya bıraktım.

Kocamın yanına gittim.

Eğilip onu sarıldım.

“Ben seni seçtim,” dedim.

“Yürüyebilsen de, yürüyemesem de… yine seni seçerdim.”

Mutfak sessizleşti.

Annem ilk kez yıllar sonra yumuşadı.

Ve o gün anladım ki bazen gerçek sevgi, doğru ya da yanlış kararlar vermek değil…

Her şeye rağmen aynı insanın yanında kalmayı seçmektir.
Reklamlar