Babamın günlüklerinden onun nasıl cesur bir insan olduğunu, annemin beni kurtarmak için nasıl her şeyini feda ettiğini öğrendim.
O gün anladım ki insanın en büyük mirası para ya da mal değildir.
Gerçek miras, kendisini seven insanların geride bıraktığı hatıralardır.
Aradan aylar geçti.
Huzurevindeki işime devam ettim.
Artık her yeni yaşlıya farklı gözlerle bakıyordum.
Çünkü bazen insanların en ağır yükü hastalık değil, yıllarca içinde sakladıkları sırlar oluyordu.
Her ayın ilk pazar günü Müzeyyen Hanım'ın mezarına gidiyorum.
Yanıma iki bardak çay alıyorum.
Birini mezar taşının yanına bırakıyorum.
Sonra sessizce gülümsüyorum.
Çünkü onu artık sadece kısa süreliğine evlendiğim yaşlı bir kadın olarak değil, bana hayatını iki kez veren annem olarak hatırlıyorum. Onun bana bıraktığı en büyük emanet ise o eski hastane çantası değil; sevginin bazen en beklenmedik yollarla insanı gerçek yuvasına ulaştırabileceğini öğreten hayat hikâyesiydi.