Hamilelik ilerledikçe riskler arttı. Kadının bedeni zaten ciddi bir travmadan çıkmıştı. Hem kendi hayatı hem de karnındaki bebeğin hayatı tehlikedeydi. Etik kurul devreye girdi. Hukuki süreç başlatıldı. Savcılığa resmi bildirim yapıldı.
Aylar sonra, detaylı incelemeler ve çapraz kontroller sonucunda korkulan ama somutlaşan gerçek ortaya çıktı.
Genç kadın hastaneye getirildiği ilk gece, acil serviste geçirdiği saatler boyunca kimliği belirsiz ve sistem dışı bir şekilde işlem görmüştü. O gece görev listesinde adı geçen bir kişi vardı. Kayıtlarda kısa süreli görünen, sonradan başka bir hastaneye tayini çıkan bir personel… Kamera kayıtlarının bir bölümü “teknik arıza” gerekçesiyle silinmişti. Ancak geriye kalan izler, şüpheleri tek bir noktada topluyordu.
Genç kadın, bilinci kapalıyken istismara uğramıştı
Genç kadın, bilinci kapalıyken istismara uğramıştı.
Bu gerçek açıklandığında hastane adeta sarsıldı. Olay basına yansımadı ama kurum içinde derin bir travma yarattı. Soruşturma genişletildi. Şüpheli personel hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Dosya büyüdü.
Ve sonra… aylar sonra beklenmeyen bir şey oldu.
Bir sabah hemşireler rutin kontroller sırasında hastanın göz kapaklarında hafif bir kıpırtı fark etti. Ardından parmakları oynadı. Saatler içinde genç kadın gözlerini araladı. Uzun süren komadan yavaş yavaş çıkıyordu.
Uyandığında hiçbir şey hatırlamıyordu. Kazayı, hastaneyi, geçen ayları… Karnına dokunduğunda yüzündeki şaşkınlık ve korku her şeyi anlatıyordu. Doktorlar gerçeği anlatmak için günlerce bekledi. Psikologlar devreye girdi.
Gerçek söylendiğinde odada derin bir sessizlik oldu. Genç kadının gözlerinden sessiz yaşlar süzüldü. Ne bağırdı, ne konuştu. Sadece başını yana çevirdi.
Bu hikâye sadece bir tıbbi vaka değildi. Bu, sistemin, ihmallerin ve sessizliğin nasıl bir insanın hayatını altüst edebileceğinin acı bir örneğiydi.
Ve hastane kayıtlarında artık onun adı sadece “refakatçisi olmayan hasta” değildi.
O, hayatta kalmıştı.
Ve gerçeğin ağırlığıyla yeniden yaşamaya başlamıştı.