Masanın diğer ucundan Arda bana gülümsedi, yanımdaki Aslı ise dizimi sıktı. “Babanı eve ilk getirdiğimde babam da bana aynı şeyi söylemişti, biliyor musun?” dedi annem. “Her şeyi çöpe attığımı söylemişti. Ve baban beni terk ettiğinde…” Konuşmadan önce zorlukla yutkundu. “Sorgulayamayacağın bir hayat kurdum Caner. Eğer her şey kusursuz olursa, kimsenin gitmeyeceğini sandım. Onun yaptığı gibi gitmezler sandım. Kontrolün güvenlik demek olduğunu düşündüm.” “Yine de bizi kaybettin,” dedim, gözlerimi ondan ayırmadan. “Çünkü bize hiçbir seçenek sunmadın.” Hafifçe irkildi. Ama inkar etmedi. Hayatımda ilk kez, annem bana bir şeyi düzeltmeye çalışmadan bakıyordu. Ziyaret boyunca neredeyse hiç konuşmayan Aslı, sonunda masanın karşısına baktı. “Caner bizi seçti. Ama biz bir ceza değiliz. Ve sen kötü karakter olmak zorunda değilsin Meral. Tabii böyle davranmaya devam etmek istemiyorsan.” Annem cevap vermedi. Yarım saat sonra ayrıldı. Ne bir sarılma ne de bir özür vardı. Sadece sessiz bir vedaydı; giderken çoktan dolmuş olan bardağa portakal suyu dolduran Arda’ya uzun uzun baktı. Çocuk biraz yere döktü, annem bir şey söyleyecekmiş gibi ağzını açtı ama söylemedi. O gece kapı paspasının altında bir zarf buldum. İçinde bir müzik market hediye çeki vardı ve arkasına annemin o keskin, eğik el yazısıyla yazılmış küçük bir not iliştirilmişti. “Arda için. Sırf kendi istediği için çalmasına izin ver.” Kapı eşiğinde uzun süre durdum, not avucumun içindeydi. Yıllar sonra ilk kez, bir şeylerin kırık olduğunu hissetmedim. Bu bir kapanış değildi, henüz değil. Ama belki de daha iyi bir şeydi. Belki de yeni bir şeylerin başlangıcıydı. Sizce bu hikayedeki en güçlü an hangisiydi? Eğer Meral hanıma bir tavsiye verecek olsaydınız, bu ne olurdu? Hadi bunu yorumlarda konuşalım.