Hayatım boyunca babamın kontrolü altında yaşadım. Ama bir hademeyle evlenince her şey değişti. Babam kocamı görünce dizlerinin üzerine çöktü.
Hayatım boyunca babamın kontrolü altında yaşadım. Ama bir hademeyle evlenince her şey değişti. Babam kocamı görünce dizlerinin üzerine çöktü.
Hayatım boyunca babamın kontrolü altında yaşadım. Bana açıkça kötü davranmazdı ama hayata hep çıkar, güç ve hesap üzerinden bakardı.
Onun gözünde ben bir evlat değil, aile çıkarları için kullanılacak bir parçaydım. Benim evleneceğim kişi sevdiğim biri değil, ailemizin gücünü artıracak “doğru kişi” olmalıydı.
Babam sık sık aynı sözleri söylerdi.
“Bir gün bana teşekkür edeceksin. Bu sevgi meselesi değil kızım. Önemli olan sağlam bir gelecek kurmak. Gerçek sevgi, güçlü ve güvenli bir hayatın içinde oluşur.”
Yıllar geçtikçe bu sözler omuzlarıma yük olmaya başladı. Babamın benim için en iyisi dediği şey, beni korumaktan çok beni hapseden bir kafese dönüşmüştü. Ne zaman ailece sofraya otursak konu dönüp dolaşıp benim evliliğime geliyordu.
Bir akşam yemeğinde yine aynı konuşma başladı.
“Anna, sen bizim tek çocuğumuzsun. Ailene karşı sorumlulukların var. Bunu neden anlamıyorsun?”
O gün sabrım tükendi.
Sonbaharın serin bir öğleden sonrasında evden çıktım. O sessiz, soğuk ve bana mezarlığı hatırlatan konaktan uzaklaşmak istiyordum. Nereye gittiğimi bilmeden sokaklarda yürümeye başladım. Sadece biraz nefes almaya ihtiyacım vardı.
Tam o sırada onu gördüm.
Küçük dükkânların önünde yere dökülen yaprakları süpüren genç bir hademe…
Hafifçe aksıyordu ama yaptığı her hareket sakindi. Sanki bulunduğu yere huzur yayıyordu.
Farkına bile varmadan yanına gittim.
“Affedersiniz…” dedim.
Başını kaldırıp bana baktı.
Sessizce bekledi.
Derin bir nefes aldım.
“Benim bir kocaya ihtiyacım var. Bugün benimle evlenir misiniz?”
Kaşlarından biri havaya kalktı.
“Ciddi misiniz?” diye sordu.
“Evet.”
Sesimdeki çaresizliği gizleyemiyordum.
“Sandığınız gibi değil. Bu aşk için değil. İçinde bulunduğum durumdan kurtulmam gerekiyor.”
Beni dikkatle süzdü.
“Yani sahte bir koca arıyorsunuz?”
“Aynen öyle.”
Başımı salladım.
“Bunu bir anlaşma gibi düşünün. Babamın baskısından kurtulmam gerekiyor.”
Telefonumu çıkarıp babamın fotoğrafını gösterdim.
“İşte bu adam.”
Fotoğrafa uzun uzun baktı.
Yüzündeki ifade bir anda değişti.
Sanki onu tanıyordu.
Sonra elini uzattı.
“Ben Ethan.”
Elimi sıktı.
“Bunu gerçekten yapmak istiyor musun?”
“Hayatımda hiç olmadığım kadar ciddiyim.”
Bana birkaç saniye daha baktı.
“Hakkımda hiçbir şey bilmiyorsun. Başını belaya sokabilirim.”
“Bu sadece bir anlaşma.”
“Görevin bitince hayatına devam edebilirsin. Seni rahatsız etmeyeceğim.”
Uzun süre sessiz kaldı.
Sonunda derin bir nefes verdi.
“Peki.”
“Eğer seni bu durumdan kurtaracaksa kabul ediyorum. Ama bir şeye girersem kolay kolay vazgeçen biri değilim.”
İçimde büyük bir rahatlama hissettim.
“Teşekkür ederim Ethan.”
Gülümsedi.
“Galiba biraz deliyim. Ama yaptığımız şey şimdiye kadarki en çılgınca kararım olabilir.”
O gün doğruca belediyeye gittik.
Ne gelinlik vardı…
Ne çiçek…
Ne de düğün.
Sadece imzaladığımız birkaç evrak ve bize şaşkın gözlerle bakan iki nikâh şahidi…
Dışarı çıktığımızda Ethan gülümseyerek bana baktı.
“Artık bu yolda birlikte yürüyeceğiz.”
İşte o an gerçeği fark ettim.
Aynı gün tanıştığım biriyle evlenmiştim.
Sonraki günler beklediğimden farklı geçti.
Ethan’la birlikte kurduğumuz sade hayat bana huzur vermeye başladı.
Bana kendi kahvaltımı hazırlamayı öğretti.
Alışverişi israf etmeden yapmayı öğretti.
Parayı dikkatli harcamayı öğretti.
Sahip olduklarımız azdı ama ilk kez gerçekten özgür hissediyordum.
Babam evlendiğimi öğrenince öfkesinden deliye döndü.
Her saat beni arıyor, kısa ama öfke dolu mesajlar bırakıyordu.
Günlerce cevap vermedim.
Sonunda telefonu açtım.
“Anna! Sen ne yaptığını sanıyorsun?” diye bağırdı.
“Tanımadığın biriyle… Üstelik bir hademeyle evlenmişsin! Aklını mı kaçırdın?”
“Bu benim hayatım baba.”
Sesim titriyordu.
“Senin sorumlulukların var! İnsanlar buna ne diyecek? Yarın geleceğim. O kocanla tanışacağım.”
“Peki.”
Onu sonsuza kadar engelleyemeyeceğimi biliyordum.
Ertesi akşam kapımız çaldı.
Babam her zamanki gibi pahalı takım elbisesiyle içeri girdi.
Küçük evimizi baştan aşağı küçümseyen bakışlarla inceledi.