Gittim. Soğuk bir salon, tanıdık olmayan birkaç yüz ve cam gibi parlayan mezar taşları. İçimde fırtına vardı ama dışımda damıtılmış bir sessizlik. Ayakta dururken bana bıraktığı vasiyet ve küçük bir zarfın adı okundu. O an içimde bir şey kıpırdandı, yıllardır sustuğum bir merak uyanıverdi.
Zarfı alana kadar ellerim titriyordu. Üzerinde sadece adım yazılıydı. İçinden bir mektup çıktı. Harfler babamın elinden çıkmış gibiydi; sert, aynı zamanda bilinmeyen bir yumuşaklığa sahipti. Okudukça geçmiş yeniden canlandı, ama bu sefer bambaşka bir açıdan. Her satırda suçlama yoktu. Her satırda savunma da yoktu. Yerine, ağır bir yükün anlatımı vardı. Neden vazgeçtiğini açıklayan, neden uzaklaştığını açıklayan bir itiraf.
Mektup bir sırır değil, bir görev gibi yazılmıştı. Bana yapılanları açıklamaktan çok beni korumayı amaçlayan bir planın parçası gibiydi. Çocukluğumda eksik kalan o sevginin, yokluğun arkasında başka bir neden yatıyordu. Babam yıllar boyunca susmuş, beni dışarıdan seyreder gibi bağırmamayı seçmişti.
Vasiyette ise başka şeyler vardı: kilitli bir çekmece, bir evrak dizisi, isimler, tarihler. Bazı kapılar açılmayı bekliyordu. Okudukça sakinleşen bir öfke, yerini tanıma ve anlaşılma duygusuna bıraktı. Her satırda babamın yalnızca beni yok saymadığını, beni bilinçli olarak uzaklaştırdığını anladım. Ama nedenine dair net bir açıklama mektubun sonunda bekliyordu.
Son satırlar kısa ve netti. Beni yıllarca uzak tutmasının nedeni birkaç kelimeyle açıklanıyordu ama satırın altındaki boşluk daha fazlasını çağırıyordu. O boşlukta eksik kalan hikaye benimle buluşmayı bekliyordu.
Cenaze sonrası o zarf, bütün hayatımı yeniden dizayn etme isteği uyandırdı. Şimdi önümde bir seçim vardı: gerçeği aramak ya da olduğu gibi bırakmak. Ama mektubun kapanışı beni perişan bir meraka sürükledi ve ben hâlâ bilmiyorum ki, gerçeğin kapısı aralandığında karşılaşacağım şey beni özgür bırakacak mı yoksa yeniden hapsedecek mi Babamın cenazesi küçük bir mezarlıkta, sabahın erken saatinde yapıldı. Hava nemliydi, toprak taze kazılmıştı ve çiğli bir rüzgâr mezarlığın etrafında dolaşıyordu. İçeriye girdiğimde kalbimde yılların biriktirdiği bir taş ağırlığı vardı. Çocukluğumun en keskin anıları, babamın beni evlatlıktan reddettiği günün görüntüleri, yüzlerce kez tekrar edip köşelere tıkadığım sorular… Hepsi aynı anda önümde dizildi.